>Everyday, 3 beautiful things from the workshop part 1

>I have sooooo many things to show you which my lovely students have done during the last month at the workshop. They are really amazing so I didn’t make you confuse by showing all of them at the same time…

Sooooo I offer you to check my blog everyday, -especially in the morning- to have a day full of energy, happiness and freshness….
126

177

045


>1977 Anket Defterim

>pinch and dash preview 4 copy


Size bir resim hediye ederek yeni günüme başlayabilir miyim?

Bu resmi görünce bayıldım ve hemen satın aldım…Eminim bu resimle harika objeler yaratacaksınızdır. Ben şimdiden planlamaya başladım.

Sevgili, “Beyaz Kelebek” bana çok hoş bir mesaj yazmış ve beni mimlediğini söylemiş!!! Ben bir blog sahibi olarak!! önce ne dediğini anlayamadım… “Bloggerland” diye adlandırdığım bu muhteşem dünyada çok gezinemediğim için terimlerini çok iyi bilmiyorum.Beyaz Kelebeği kendi blogunda ziyaret edince öğrendim ki, bazı soruları cevaplamam gerekiyor.Beyaz Kelebek’e mesaj attım ne yapacağım diye, o da hemencecik bana cevap yazmış ve aşağıdaki soruları yollamış. Daha sonra da bunu 3 kişiye daha göndermemi istemiş…Hiç durur muyum, hemen başladım cevaplamaya…Yalnız benim gibi aldığı işi en detayına kadar yapan, mükemmeliyetçi birine bu soruları sormakla pek iyi yapmadınız…Uzuuuuun, uzuuuun cevaplara hazır olun.

Şimdi sorulara bakınca………

Ah Beyaz Kelebek, bana nasıl derinden dokundun bir bilsen…Taaaa 30-33 sene evvelime döndürdün, pazar sabahı depoya girdirip, ortalığı talan edip ortaokuldaki ilk anket defterimi buldurdun…Neler hatırladım neler…Anket defterimi doldurtma heyecanımı hatırlattın, ilk minik aşklarımı hatırlattın, ilk kız ev toplantılarımı hatırlattın, anket defterlerindeki cevapları okuyup okuyup nasıl kikirdeştiğimizi hatırlattın, hayallerimi, o zamanki kurduğum ilk gelecek planlarımı….daha neler neler geldi aklıma….Çok çok teşekkür ederim…Böyle bir şeye ne kadar da çok ihtiyacım varmış…Sizin de gülümsemeniz için biraz nostaljik bir resim geçidi ile devam ediyorum.

İlk Anket Defterimin kapağı…Sene 78-79 yılları..

Sorulardan bazıları…Resme dikkat!! O zamanlar Alain Delon’a bayılıyormuşum demek ki!!Gerçekten ne de yakışıklı ama….

Sorular tam 75 tane…Cevapla cevapla bitmez…Herkes sabırla da defterimi doldurmuş.Ne meraklıymışım meğer.Bu arada Farah Fawcett nasıl güzel değil mi? O zamanlar, gülüşüne, saçlarına, vücuduna, giydiklerine, zaten tümden, Charlie’nin Melekleri’ne bayılırdım…

Gelelim cevaplara…sevgili Gülriz, ortaokul, lise en iyi arkadaşım…Üniversiteyi İzmir’de kazanınca, İzmir’e giden ve bir daha Ankara’ya dönmeyen sevgili dostum…En son Alaçatı ziyaretimde, üşenmeyip, sadece beni görmek için akşam vakti bütün aileyi de yollara düşüren vefalı arkadaşım…Bakar mısın 33 sene evvel ne cevaplar vermişsin? Ah, ne güzel günlerdi değil mi? Seni çok seviyorum canım arkadaşım.

Ya Şebnem Sürereker‘in cevaplarına ne demeli…Bir zamanlar aynı sınıfta 2 arkadaş iken, bizim sınıfı liseye geçerken terk etti, bir daha ondan haber alamamışken, yıllar sonra Facebook’ta tekrar arkadaş olduk…Şimdiki hayat felsefesine hayranım. İstanbul’da olsam Şebnem’in dibinden ayrılmazdım.

Umarım sizi sıkmamışımdır ama birden o kadar eskilere gittim ki, bu keyifli zamanı sizlerle paylaşmak istedim…


Gelelim Beyaz Kelebek’in sorularına…

Tam 33 sene sonra ilk defa bir anket dolduruyorum…
Çok heyecanlıyım.

İsminiz: Ece Aymer

Yaşınız: 45

Mesleğiniz: Ekonomist, otelci, eğitimci, ahşap boyama sanatçısı


Boyunuz:1,60


Kilonuz: Çok fenasınız..Maalesef 66

Ayak Numaranız:38,5

Saç Renginiz: Esas orijinal rengi koyu kestane…Ama hayatım boyunca hemen hemen her rengi denedim. Bu aralar bakır..

Göz Renginiz:Kahverengi

Kaç kardeşsiniz ve Meslekleri: Annem ve babam ben 8 yaşındayken ayrılmışlar. Babam 2 sene sonra evlendi…Asuman ablanın ( üvey annemin) eski eşinden Burak adlı bir oğlu vardı..Aramızda hiçbir bağ olmamasına rağmen hep Burak’ı çok sevdim… Kendi kardeşim gibi düşündüm. Adapazarı’nda yaşıyorlar. Bu aralar sağlık açısından biraz dinlenmedeler…Daha sonra Asuman Abla ve babamın bir erkek çocukları oldu. Altuğ…O da İstanbul’lu…Kendileri çok feci zekidir. Boğaziçi genetik mühendisliği mezunu, fakat senelerdir bir bilgisayar firmasının sahibi….

Anneniz:Sevinç Çelikiz…Annemin gençlik resmini koymadan geçemeyeceğim.Merak etmeyin, hala çok güzel.. En beğendiğiniz huyunuz:1)İnsanlarla empati kurmak.2)En kötü anlarımda bile hemen toparlandığım, iyimser yaşam felsefem…

Hiç beğenmediğiniz huyunuz:Yaşam çerçevem herhangi bir şekilde kısıtlandığı zaman,heyecanım durdurulduğu zaman, içsel bir biçimde hemen alt üst oluyorum.

En beğendiğiniz yeriniz:Gözlerim

Hiç beğenmediğiniz yeriniz: Bacaklarım

Çantanızda mutlaka bulunmalı: Ama ben bir tane bir şey yazamam ki…Cep telefonum, gözlüğüm, törpüm, kalemlerim, el kremim, cikletim, diş ipim vs….

Çantanızda asla bulunmaz:İçim bayıldığında, karnım guruldadığında ufacık atıştıracak bir kuru meyve veya herhangi bir diyet bisküvi hayatta çantamda olmaz.

Arabanızın markası:Peugeout 307

Hayalimdeki araba:Siyah Aston Martin En sevdiğiniz yemek:Patlıcan Kebabı

Hiç sevmediğiniz yemek:Bakla

En sevdiğiniz hayvan:Kedi

En korktuğunuz hayvan:Aslında yok diyeceğim ama çölün ortasında vahşi bir hayvanla, mesela bir çita ile karşılaşırsam ne yaparım düşünemiyorum.

Kullandığınız parfüm:DOLCE&GABBANA the one…Ama Selda’nın kokusuna hastayım..Mutlaka bitince onu alacağım.

Kullandığınız cilt bakım ürünleri:Amway-Artistry Ürünleri

Her gün mutlaka yaparsınız: O kadar çok şey var ki.Her gün sabah çay yaparım. Mutlaka dişlerimi fırçalarım, kedilerin yemek ve su kaplarını tazelerim, annemin köpeğini dışarı çıkarırım, her sabah annemin bitmeyen sorularına sabırla yukarıdan aşağı kata bağırarak cevap veririm, geceleri mutlaka yatakta birşey okurum, yatmadan her gece süt içerim..vs…

Her gün yapmayı ihmal edersiniz: Cildime gece kremi sürmeyi…

Karanlıktan korkar mısınız:Hayır

Korkutmayı sever misiniz:Hayır, kesinlikle…

Giyim tarzınız:Yaşadığınız yaşam, çalışma ortamınız, istemediğiniz kilolarınız, maddi koşullarınız, tam sizin kafanızdaki tarzı uygulamaya elvermiyor ki…Atölye çalışma ortamı ve 3 senedir yaşadığımız maddi sıkıntılar dolayısı ile artık bende pek tarz marz kalmadı, ama inşallah bu yaz kendimi toparlayacağım.Gelin size, biraz kilo verirsem, 4-5 sene evvelki maddi durumumuza dönünce, atölyede üstüme boya bulaştırmadan, gün içinde on ayrı kalitede ( Laura Ashley mağazasından çıkıp, boyacı Savaş usta ile buluşmaya gitmek gibi..)yere uğramayacak şekilde o günümü ayarlayabilirsem neler giymek istediğimi şöyle görsel olarak bir göstereyim.
page-1


Asla giymeyeceğiniz:Cafcaflı, bağıran renkli, asimetrik desenli giysiler

Cep telefonunuzun markası:LG

Bilgisayarınızın markası:HP

Karşı cinste aradığınız özellikler: Offf, çok karizmatik bir soru!!Herşeyimle ilgilenmesini isterim, hep şımarayım ama o hep olgun davransın, alttan alsın, beni güldürsün, hep hediyeler alsın, benim kafamdakini benden evvel tahmin edip yapsın..Daha yüzlerce aradığım özellik yazabilirim…

Karşı cinste hoşlandığınız tip:Bruce Willis tipi

En beğendiğiniz oyuncu:Sandra Bullock

Benzetildiğiniz bir oyuncu:Sevgili Gülgün beni yabancı bir artiste çok benzetiyordu, gösterince ben de hayret etmiştim ama bir türlü ismini hatırlayamadım.

Film çevirmek istediğiniz ünlü:Hiç böyle bir hayalim olmadı.

Başka bir şey yapmak istediğiniz ünlü:Ben de onlar kadar ünlü olup aynı masada yemek yiyip sohbet etmek isterim.

Tuttuğunuz takım:Yok

Hangi dalda bir sporcu olmak isterdiniz:Yüzme

En büyük hayaliniz:İngiltere’de yaşamak

Gerçekleştirdiğiniz bir hayaliniz:Uuuuu, sürüyle, hemen hemen ne istiyorsam yapan, deneyen, risk tanımayan, pozitif düşünen biriyim..Onun için her istediğimin -eğer hayırlıysa- olduğuna inanıyorum…

Asla yapmam dediğiniz bir çılgınlık:O kadar çabuk fikir değiştiren biriyim ki…Asla yapmam dediğim bir sürü şeyi zamanı gelince yaptığım için bu soruya da cevabım olmayacak.

Yapabilirim dediğiniz bir çılgınlık: Paraşütle atlamak

Ne yoksa bitti mi? Neyse ne yapalım…

Sevgili Beyaz Kelebek, sayende çok güzel bir pazar sabahı geçirdim, eski sandığımı açtım, şimdi oğlumla eski resimlere bakıyoruz. Oğlum tüm anket defterimi baştan sona okudu (ona göstermek daha evvelden hiç aklıma gelmemişti)Benim “scrapbook” defterlerimde vardır.Birazdan onları inceleyeceğiz.

Kendimi bana çok iyi hissettirdiğin için çok teşekkür Sevgili Beyaz Kelebek.

Şimdi bende 3 kişiyi mimleyecekmişim…..Peki o zaman, zevkle takip ettiğim 3 blog sahibini mimliyorum…..
ufukmutfakta.blogspot.com
scrapbookinginturkey.blogspot.com
sadeturkkahvesi.blogspot.com

Güzellik dolu ve bol güneş ışıklı bir hafta diliyorum.



>ŞÜKÜR KAVUŞTURANA!

>

Sizi ne çok özledim.

Görüşmeyeli neler oldu, neler….
İffetin Günlüğü bana çok cici hediyeler göndermiş…

Koltuk şeklinde peçetelik..Bebekli lambamın yanına koydum, o kadar yakıştı ki…
Öbürleri de…minyatür yün sepeti ve lavanta kesesi…“Bugün blogda yayınlarım, yok, yarın yayınlarım” derken neredeyse bir ay geçti üzerinden…Artık alıştınız benim gecikmeli cevaplarıma, teşekkürlerime…Umarım kusuruma bakmıyorsunuzdur...Çok çok teşekkür ederim Hasibe Hanım…Beni düşünmeniz beni nasıl gururlandırıyor bir bilseniz…

Avustralya’dan sevgili Kitchen Witch bakın neler yapmış?

“Ece hanim
Hep soru soracak degiliz ya.. Bakin sora sora neler yaptim uzaktan uzaga.. Ilk defa yaptiklarimi begendim. yani %100 basarili degiller tabi ama genede fena olmadi bence.. ne dersiniz.. Ogrencinizle gurur duyuyormusunuz.??
Neler basariyorsunuz gordunuzmu ekranin basinda ve blogdan paylastiklarinizla.. Ben sifirdan baslayan biri olarak herseyi sizden ogrenerek yaptim.. Malzemeleri ya sizden siparis verdim arkadaslarim yolladi yada burda ne bulduysam boyayarak ( bebise ragmen ) kendimi gelistirmeye calistim. Bu benim oldugu kadar sizin de basariniz ..
Tesekkurler
Sevgiler… “


Ellerine sağlık Şebnem’ciğim,
Bayıldım, bayıldım….Bu resimlerden hiç böyle çerçeveler yapmak aklıma gelmemişti.Nefis olmuşlar…Yeni anne olarak bunlara zaman ayırabiliyorsun ya, helal olsun sana…

Biraz kendimi kötü hissediyorum diye, sevgili Filiz Türkocağı, bana bu aralar, arka arkaya, o kadar güzel mesajlar gönderiyor ki…Kendimi nasıl şanslı ve farklı hissediyorum anlatamam…Aşağıda, Filiz Türkocağı’nın zahmet edip bana gönderdiği “Kibrit çöpü” hikayesini hepinizin okumasını, hatta bunu çocuklarınızla da paylaşmanızı isterim…

Geçen haftasonu Alaçatı’daydım. Biliyorsunuz ben dekorasyon işi de yapıyorum ama tabi ancak yaza doğru bu çok sevdiğim işime vakit bulabiliyorum. Şimdi, Alaçatı’da 9 odalı bir butik otelin iç dekorasyon işini aldım…Ne kadar zevkli olduğunu tahmin edersiniz…Otelin sahipleri Candan Bey ve Cemile Hanım bana “İncirli Ev” diye çok cici bir butik otelde yer ayırttırmışlar.Hala aklıma geldikçe Ankara’da ne işim var diye düşünüyorum…

Kaldığımız oda…
Bu güzel mutfakta kahvaltımız hazırlandı.
Sonra da bu güzel bahçede kahvaltımızı yedik.
Ancak orada bir hasta oldum ki…Zaten gitmeden boğazım ağrıyordu fakat uçak, seyahat, hava değişimi, yorgunluk, bahar derken çok kötü hasta oldum..Hevesle planladığımız Alaçatı pazarı gezimizi bile yapamadan yatağa düştüm…Canım oğlum da benimleydi, allaha çok şükür ki benimleydi, odada bana bir güzel baktı ki.Onsuz ne yapardım acaba? Yani aşağıdaki resimlerde, ben,39 derece ateş ile ayakta gülümsemeye çalışıyorum!!!


Aslında Cumartesi sabahı daha iyi idim. Otelin sahipleri ile oteli gezdik, daha sonra Alaçatı’da biraz gezindik.






Herşeye rağmen Alaçatı çok güzeldi.Tabi ki otelin “Asmahan” ‘ın dekorasyon işleri bitince sizlere tüm detayları ile resimleyeceğim.

Bazılarınızın bildiği gibi Pazartesi televizyon programına da katılamadım,, perşembeye kadar atölyeye de gidemedim…

Bakalım atölyede görüşmeyeli neler yapıldı?







































































Kalın Sağlıcakla…

>SHOW AND TELL FRIDAY BY ROMANTIC HOME

>

082

I am joining Cindy at My Romantic Home for show and tell Friday, with this beautiful green kettle…

I found it in a flea market last year and immediately brought it to the workshop and worked my favorite cow picture with modelling clay on it…I didn’t touch the color on it, green color was so lovely and it was distressed naturally!!!

Isn’t it adorable?

Then have a look at the other pictures of it…

080

077

IMG_1394
IMG_1509-1

Thanks so much for stopping by and I hope everyone has a wonderful Springy weekend.

Get out and enjoy the fresh air if the weather permits where you are.

Please drop me a note and let me know you came by.


>Free High Resolution Images

>I purchased this “1896 calendar” from an Internet site who sells online vintage images…It was a digital download and was really very cheap…I paid just 5$…

High resolution, high quality fine art and vintage art by instant digital download. Created in 300-3000 dpi, up to 6000 pixels at their longest sides, without any usage limitations or commercial licensing restrictions.

Now I want to give them as a gift to you….

I
t is all yours….

12 December

Merhaba Arkadaşlar,

Dün gece sadece 5$’a internetten satın aldığım bu güzel vintage takvimin resimlerini sizlere hediye ediyorum…Yüksek çözünükleri olduğu için istediğiniz boyutta bastırıp kullanabilirsiniz.
Eminim bu resimlerle harika objeler yaratacaksınız.

B
ol yaratıcılı günler diliyorum.

11 November

10 October

09 September

08 August

07 July

06 June

05 May

04 April

03 March

02 February

01 January


>IŞIL’IN MUTFAĞI

>

Sizleri çok seviyorum.

Bir evvelki kasvetli yazım için size bir özür borçluyum…Çok ilginç….Nedense o gece duygularımı aniden sizlerle paylaşmak istedim, niyetim tabi ki sizi üzmek değildi….

Yalnız….itiraf etmeliyim ki, herkes beni o kadar telefonla aradı, mesajlar yazdı ki….acaba diyorum…arada böyle melankolik yazılar yazıp kendimi bol bol aratsam mı? Ha ha ha….tabi ki şaka, ama ne yalan söyleyeyim, hoşlanmadım diyemeyeceğim….Yorumlarla, herkes ne kadar güzel duygularını ifade etmiş, içten temennilerde bulunmuş, bana kendimi iyi hissettirmek için onlarca güzel kelimeyi bana yazmak zahmetinde bulunmuş. …

Şöyle düşünüyorum…Bu blog ve belki diğer bir sürü blog aracılığı ile birbirimize ne kadar güzel mesajlar veriyoruz…İnanılmaz birşey….Bu kadar pozitif düşünceli arkadaşım olmasından çok mutluyum…Eminim benim yazılarımı okurken yorumlara da göz atıyorsunuzdur. Bakamıyorsanız, bundan sonra, mutlaka okumanızı tavsiye ederim…İnanın, yazılarımdaki bilgiler kadar, yorumlarda da bir o kadar biligi var…
Herkese çok çok teşekkür ediyorum.

Sevgili “Kitchen Witch” benim bu aralar bazen unuttuğum birşeyi bana hatırlatmış. “Sizin o yilmayan, neseli halinizi seviyor ve ornek aliyorum. En moralsiz oldugum zamanlarda, açıp kanalB deki bi programi izlemek bile bana keyif veriyor. Sizin bir misyonunuz var artik, ….bizleri dusunup hoooooop hemen o keyifli halinize donebilirsiniz kolayca..
Burdan sizi takip eden herkes ayni derecede cok seviyor ve takdir ediyor.
Iyiki varsiniz..
Bana buradaki yeni hayatima tutunmam icin bir dal olgunuzdan dolayi tesekkur ederim.


Sevgili “Sibella“nın dediği gibi, “
Baharla birlikte bu keyifsiz halimizden kurtulup güzel günlerin geleceğini umuyorum ben canım.”

Sevgili Zeynep, ben de seni kucaklıyorum….“Seni seviyorum buna dayanamam.tüm iyilikler senin peşini bırakmasın.sıcacık kucaklıyorum,öpüyorum zeynep bayram

Şeyda’nın yazdıklarına öyle duygulandım ki…“Guzel gulen gozlerinizden isik hic eksik olmasin.Hayatimizin her doneminde malesef enerjimizi azaltan,bizi uzen insanlar oluyor.Ama sizin o kadar guzel bir enerjiniz,hayata o kadar guzel bir bakisiniz var ki bunu tuketmeye kimsenin gucunun yetecegine inanmiyorum.Yeni gelen baharin tum tazeligi,gunesin tum sicakligi ustunuzde olsun.Unutmayin siz bizim isik kaynagimizsiniz.Sizi cok seviyoruz. Seyda
Tüm yorumlar için binlerce kez sizleri kucaklıyorum ve öpüyorum….
Evet, evet, biz sanatçılar!!(öhö, öhö…) baharda biraz melankolikleşebiliyoruz ( aman ne zor bir kelimeymiş bu böyle!), eminim çiçeklerin açması, havanın aydınlanması gibi herşey farklılaşınca, güzelleşince, uyanınca bizde farklı duygulara bürüneceğiz.

İnanın, kendi kendime konuşmaya başladım…”Haydi Ece, kalk bakalım, yapılacak çoook proje var, hayata geçirilmesi gereken bir sürü fikir var, fikirlerini bekleyenler var, dekorasyon işleri var…Haydi, kolları sıvama zamanı….”

Gerçekten , herkesin yararlanabileceği, sizlere kolayca ulaşıp, boyama tekniklerimi paylaşabileceğim nefis bir projem var, henüz üstünde çalışıyorum, gerçekleşince çok beğeneceğinizi biliyorum…Bu konu ile ilgili bilgileri biraz daha şekillenince mutlaka size aktaracağım…

Gelelim Işıl’ın mutfağına….Sevgili Işıl, ne kadar uzun zamandır bu güzel mutfağı ortaya çıkarmak için uğraştık değil mi?..Duvar kağıtlarını bile amma aradık…Ya kirazların çizimi? Şimdi hepsi güzel birer anı oldu…Ama değdi doğrusu…Ne diyeyim, bakmaya doyamıyor insan…Neyse, sizleri Işıl’ın “kirazlı mutfağı” , güzeller güzeli oğlunun odası ve evin içinde yaptığımız diğer ufak tefek uygulamalar ile başbaşa bırakıyorum.

Işıl’ın derste yaptığı objeleri de evine ne kadar yakıştı, dikkatinizi çekerim…..

Evin tüm ahşaplarını sevgili Savaş Usta boyadı…Aşağıdaki askılık ve bank kahverengi idi, haliyle eskimişti…Savaş Usta ve benim fikirlerim birleşince nasıl kılık değiştirdiler, görüyorsunuz değil mi?

Bu ayna Atölye Beyaz‘ın internet sayfasındaki, ham olarak satışta bulunan oval ayna….İsterseniz siz de satın alıp beyaza boyayıp, kahverengi antik eskitme ile sulu sulu boyayıp, hemen silip bu aynanın aynısına sahip olabilirsiniz. Tabi Işıl’ın evinde, dekorasyon aşamasında, biz Savaş Usta’dan yararlandık, o bizim talimatlarımız doğrultusunda böyle güzel bir ayna yarattı.

Işıl’ın aşağıdaki banyo dolabı ile hiçbir ilgim yok.Fakat o kadar çok beğendim ki…Eline sağlık Bekir Usta…Bu arada evin tüm ahşap doğramalarını, ahşap eşyaları Bekir Usta ve ekibi hazırladı. Tekrar ellerinize sağlık…



Bu ilginç yan sehpayı yıllar evvel bir dergide görüp çok beğenmiştim ve kesip saklamıştım..Uzun zamandır da nerede kullansam diye düşünüyordum….Yaptırtmak ve kullanmak Işıl’a nasipmiş….Güle güle kullan Işıl’cığım…


İşte “Kirazlı mutfak”….

Dolapların tüm kiraz boyamalarını tek tek günlerce boyayan Ela Cin’in ellerine sağlık.Enfes oldular, başka ne diyeyim…..
















Kirazlı mutfaktan sonra işte size “Mavi Oda”

















>HAYAT BÖYLE BİRŞEY!!!

>Hayatım boyunca, her konuda çok çabuk karar vermişimdir. Kısa bir süre önceye kadar hiç risk tanımazdım. Hele yeni yeni işler, projeler, evdeki, işteki ufak değişiklikler bana nasıl heyecan verir anlatamam.

Bu aralar neden böyle dalgın, mutsuz, kararsız, ne yapacağını bilmez haldeyim? Tabi ki, sebeplerini, yüreğimden biliyorum ama bunlara karşı herhangi bir harekette de bulunmak istemiyorum.

Bu aralar, kendi özel sorunlarımdan dolayı sizleri ne kadar ihmal ettim değil mi? Sakın bloga yazı yazmak istemediğimi sanmayın, ama anlarsınız ya, bazen hiç bir şey yapmak istemezsiniz…İşte geçen aylarda biraz öyle bir ruh hali içindeydim. Bunu aşmak için, inanın çok çabalıyorum. Biliyorum, hepimizin ufak veya çok büyük sorunları var.Aslında her ne kadar yarınımızı planlamaya çalışsak da, yarın, kendiliğinden olacağına varıyor.Ah, bunu tam anlamı ile idrak edebilsem ve herşeyi biraz zamana bırakabilsem…

Yay burcuyum. Ama öyle böyle değil, tam bir yay burcuyum. Bakın “Rezzan Kiraz ” beni nasıl tarif ediyor? Ben bile hayretle dinledim.Sanki, hiç tanımadığım bir kadın aynen beni anlatıyor…
Rezzan Kiraz Yay burcu kadının anlatıyor…

İşte başka bir sitede Yay için söylenenler…Bu kadar mı beni anlatır…

Kavrama yetenekleri gelişmiş olduğundan becerikliliklerinin de katkısı ile ele aldıkları her işte, özellikle ciddi işlerde ve felsefe konularında başarılı olurlar. Bu nedenle Yay Burcunu tanımlayan sözcük ‘Görüyorum’ dur. Yay burcu insanları içtenlikleri ve iyimser yaşam görüşleri ile tanınırlar.

Gençliklerinde dikkatsiz, heyecanlı ve geleneklere aykırı davranışlar içinde olsalar da, geçmiş yanılgılarından en çok ders alan kişiler bu burçtan çıkar. Özgürlüklerine aşırı düşkün, patavatsızlık derecesinde pratik insanlardır. Yay’ların yaşam çerçeveleri herhangi bir şekilde kısıtlandığı zaman, içsel bir biçimde alt üst olurlar.

Akılsızca risklere atılırlar. Yayların hayatı yeniliklere olan merakları ile karakterize edilebilir. Bilmedikleri şeyleri araştırıp, keşfetmeyi severler. Yaylar çok yönlü ve ayni anda ilgilenebilecekleri birkaç konu olduğunda mutlu olan kişilerdir. Kendilerini yorgun hissediyorlarsa, o konudan sıkılmış demektir.

Yay kadınları her zaman, her yerde görülen Polyanna’lardır. O heryerde yalnız yaşayacaktır. Gerçek şudur ki, O kalbi güven dolu bir çocuktur. Görünüşü o kadar saftır ki, kurtlara, tatlılıkta adam kandırma ustalarına ve şarlatanlara cesaret verir. Ne kadar akıllıca tartıştığını ve nasıl şaşırtıcı şekilde mantıklı olabildiğini bilemezsiniz. Kafası tartışma götürmez. Parlak ve zekidir ve herhangi bir tehlikeden kendini kurtaracak güçtedir. Ama kalbi savunmasızdır. Sık sık düşer ve yaralanır.

Yay’lar doğuştan savurgandırlar. Paraya hiç değer vermezler. Ve onlara bir doların ne demek olduğunu anlatmak epeyce zaman alır.

Sanatından bıkmadıkça, mesleğinin herşeyden önce geleceğini bilmelisiniz. Alkışların tatlı sesi kulaklarında çınlayan bis seslerinin heyecanı O’nun için sizin sıralayacağınız tüm büyüleyici romantik cümlelerden daha etkilidir. Seyahat perisi ona gezip dolaşma tutkusu vermek için her zaman yanıbaşında olacaktır. Yapabildiğiniz zaman siz de O’nunla birlikte tatile gidin. En iyi seyahat arkadaşıdır. Eğer birlikte gidemiyorsanız, bırakın kendisi gidip keyfine baksın…Döndüğünde bir sürü yeni fikirlerle gelecektir.

Yeri geldiği zaman duygusallığından yanına varılmaz. Yay kadınlarının çoğu mutfak işlerine bayılmazlar. Ama üzüntülü olduğunuz bir gün, sizi neşelendirmek için nefis bir kremalı tatlı yapabilir. Kendisinin de korkunç öfkeye kapıldığı zamanlar olacaktır. çok kırıldığı zaman, acı şekilde alaycı bir dil kullanabilir. Ancak daha cümlesini bile bitirmeden ne söylediğini unutur ve neden aklınızı bu söze taktığınızı da birtürlü anlayamaz. Çocukları herhalde O’na hayran olacaktır. O, çocuklarının yakın arkadaşı olacak ve onlarla sirk oyunu oynayacaktır. Hiç kimse konuklarını bir Yay gibi cana yakın bir şekilde ağırlayamaz.

Yay kadınının neşeli uyumlu arkadaşlığınında çöpcüden sizin amirinize kadar her sınıftan insana candan karşılandığını hissettiren bir özellik vardır. Yay kızının aslında neyse öyle kalmasına izin verdiğiniz ve kendisini eli kolu bağlı hissettirmediğiniz sürece yay burcundan Polyanna size üç ikramiye verecektir: sadakatini, güvenini ve sevgisini. Bu üçü birbirinden hiç ayrılmaz çünkü O sevgisini verdiği zaman arkadaşlığı da hemen onun yanıbaşında gider…


İşte ben buyum arkadaşlar…Ama bazen kimseyi üzmeyeyim derken, bir bakıyorum ki, bir sürü şeyden kendimce ödün veriyorum. Bunlar birike birike, öyle bir noktaya geliyor ki, artık hiç gözüm bir şey görmüyor ve en son noktayı koyup gidiyorum.
“Canım Ailem” dizisi evimizde televizyonun açılıp seyredildiği nadir programlardan birisi…Bir bölümde Feride’nin babasına hitaben yaptığı öyle güzel bir konuşma vardı ki….Kısaca, Feride, babasına, üç kızkardeşin babalarını üzmemek adına yıllarca doğruları O’ndan gizlediklerini, o üzülmesin diye hep kendilerinin üzüldüğünü, o üzülmesin diye çok istedikleri bir sürü şeyden kendilerini mahrum bıraktıklarını anlatmaya çalışmıştı. Bu konuşma beni o kadar etkilemişti ki…Hepimiz ne kadar, başkaları için, kendimizden ödün veriyoruz, değil mi?

Ben de geriye dönüp baktığım da aile içinde olsun, iş te olsun, aman onu üzerim, aman şimdi çok kırılır, aman böyle yaptığımı öğrenirse çok üzülür diye diye ne kadar kendimi kısıtladığımı, içimden gerçekten düşündüklerimi pek söyleyemediğimi görüyorum…Bütün bunlar yıllar geçtikçe, birikince, maalesef şimdi beni üzüyor…Çünkü hep neşeli, yüzü gülen, tartışmalar da pek sesi çıkmayan, hep orta yolu bulmaya çalışan Ece’yi görmeyen alışanlar, doğruları söylemek istediğimde, “kusura bakmayın, ben böyle olmasını istiyorum” dediğimde beni çok sert, acımasız buluveriyorlar…

Sevgili öğrencim ve şimdilerde arkadaşım Ayşe İspir geçen gece bana çok güzel bir söz söyledi ki…
” Ececi’ğim…Cevapsız sorulara cevap aramaya takılıp, içlerinde boğulup gidiyorsun..Cevapsız sorulara cevap aramak yerine, cevabını bildiğin işleri harekete geçirsen, enerjini bunlara harcasan, göreceksin, zamanla cevapsız sorulara da cevplar bulmaya başlayacaksın…” Çok teşekkür ederim Ayşe’ciğim…Bazı insanlar önüme tesadüfen çıkmıyor…Ayşe’de eminim hayatıma tesadüfen girmedi…Öylesine örnek alınacak bir insan ki…Her konuda olsun, kafam karıştığında fikrini alabileceğim nadir insanlardan birisi…Ne kadar şanslıyım ki, benim hayatımda bu gibi insanlar hep var…Darısı başınıza…

Nasıl karamsarım bugün değil mi? Yok, yok, bu ruh halim geçici…Yukarıda ki açıklamaya göre Yay burcu parlak zekalı ya, işte bende bir yolunu bulup kötü günlerden sıyrılırım, hiç merak etmeyin… Hayat felsefemi anlatan güzel bir hikaye ile özel konularımı bitiriyorum…Belki çoğunuz bu hikayeyi biliyordur ama ben bu hikayeyi her hatırladığımda, ilk okuduğumdaki gibi heyecanlanıyorum ve keşke herkes diğer insanlara bu kadar duyarlı olabilse, hayat ne güzel olurdu demekten kendimi alamıyorum. Kusura bakmayın, hikayeyi değiştirmiş olabilirim, nerede okuduğumu bile hatırlamıyorum…Hikayeyi bilenler varsa, ben, kendi sözlerimle ve aklıma kazınmış şekli ile anlatacağım.

“Bir hastane odası…Odada sadece bir pencere var, pencerenin kenarında ve pencereyi göremeyen öbür duvar kenarında olmak üzere odada iki yatak var. Duvar kenarındaki yatakta yerinden kalkamayan bir hasta yatıyor..Günün birinde pencere kenarındaki yatağa da bir hasta geliyor…Zaman geçtikçe, 2 hasta tanışıyor ve yataklarından sohbet ediyorlar.Duvar kenarındaki hasta o kadar karamsar, yaşamdan umudunu kesmiş ki, öbür hasta onun bu durumuna çok üzülüyor ve onu mutlu etmek için, pencereden göremediği şeyleri, o pencereye yakın olduğu için, ona aktarmaya başlıyor…Hergün sabah diyor ki:” Biliyor musun arkadaşım, dışarıda nefis bir hava var, bulutlar harika, hayat çok güzel, gökyüzü masmavi…” Ertesi gün: “Bak, bak, bak, önümüzdeki çimenlikte çocuklar koşuşuyor, hayat nasıl keyifli, rengarenk giyinmişler, kahkahalar atıyorlar.” Başka bir gün: ” Aaaa, bak çiçekler açmış, gördün mü arkadaşım, yaşamak herşeye rağmen çok güzel, doğa nefis, çiçekler, çimenler, mis gibi gökyüzü………” Hemen hemen hergün pencereden gördüklerini aktararak onu mutlu etmeye çalışıyor….Diğer hasta, önceleri arkadaşının anlattıkları ile kendine geliyor, daha iyi onu dinlemeye başlıyor, hatta arkasına yastık istiyor, yatakta doğrulabilmek için…Ama…bir süre sonra arkadaşını, onun göremediği şeyleri gördüğü için kıskanmaya başlıyor ve bu kıskançlık kısa bir zaman içinde de nefrete dönüşüyor. Velhasıl, birgün, pencere kenarındaki hasta, gece yarısı öksürük krizine tutuluyor, arkadaşından el kol hareketleri ile hemşireyi çağırmasını istiyor…Ama bizimkini kıskançlık öyle bir sarmış ki, ölürse onun yatağına geçip, tüm bu güzellikleri artık sadece o görebileceği için, arkadaşının aniden ölmesini diliyor ve hemşireyi çağırmıyor…Dileği yerine geliyor, arkadaşı ölüyor, hemen gece yarısı hemşireler, ölünün yatağını toparlıyorlar…Hemşire gelip bizim kalpsize soruyor: “Pencere kenarına sen geçmek ister misin?” Hevesle: “Evet, tabi ki.” diyor. Hemşireler yatağı yapıyorlar ve onu pencere kenarına taşıyorlar. Sabahı zor ediyor, uyandığında pencerenin perdesini bir açıyor ki dışarıda ne görsün? Boylu boyunca uzanan yan binanın tuğladan yapılma duvarı……..

İşte mutsuzken bile, başkalarına mutluluk vermek böyle bir şey….Şimdi, ben, güzel güzel, sizlerle dertleşirken nasıl boyama işlerine geçeceğim? Ama yukarıdaki hikayeden ders alırsak, kendi üzüntülerimi bir yana birakıp size yaptığımız güzel şeylerden bahsetmem lazım…..

Zaten onlara bakarken hemen kederlerimizi de unutacağımıza eminim….


Daha nice nice mutlu günlerde beraber olmak dileği ile….

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 51 takipçiye katılın