>HAYAT BÖYLE BİRŞEY!!!

>Hayatım boyunca, her konuda çok çabuk karar vermişimdir. Kısa bir süre önceye kadar hiç risk tanımazdım. Hele yeni yeni işler, projeler, evdeki, işteki ufak değişiklikler bana nasıl heyecan verir anlatamam.

Bu aralar neden böyle dalgın, mutsuz, kararsız, ne yapacağını bilmez haldeyim? Tabi ki, sebeplerini, yüreğimden biliyorum ama bunlara karşı herhangi bir harekette de bulunmak istemiyorum.

Bu aralar, kendi özel sorunlarımdan dolayı sizleri ne kadar ihmal ettim değil mi? Sakın bloga yazı yazmak istemediğimi sanmayın, ama anlarsınız ya, bazen hiç bir şey yapmak istemezsiniz…İşte geçen aylarda biraz öyle bir ruh hali içindeydim. Bunu aşmak için, inanın çok çabalıyorum. Biliyorum, hepimizin ufak veya çok büyük sorunları var.Aslında her ne kadar yarınımızı planlamaya çalışsak da, yarın, kendiliğinden olacağına varıyor.Ah, bunu tam anlamı ile idrak edebilsem ve herşeyi biraz zamana bırakabilsem…

Yay burcuyum. Ama öyle böyle değil, tam bir yay burcuyum. Bakın “Rezzan Kiraz ” beni nasıl tarif ediyor? Ben bile hayretle dinledim.Sanki, hiç tanımadığım bir kadın aynen beni anlatıyor…
Rezzan Kiraz Yay burcu kadının anlatıyor…

İşte başka bir sitede Yay için söylenenler…Bu kadar mı beni anlatır…

Kavrama yetenekleri gelişmiş olduğundan becerikliliklerinin de katkısı ile ele aldıkları her işte, özellikle ciddi işlerde ve felsefe konularında başarılı olurlar. Bu nedenle Yay Burcunu tanımlayan sözcük ‘Görüyorum’ dur. Yay burcu insanları içtenlikleri ve iyimser yaşam görüşleri ile tanınırlar.

Gençliklerinde dikkatsiz, heyecanlı ve geleneklere aykırı davranışlar içinde olsalar da, geçmiş yanılgılarından en çok ders alan kişiler bu burçtan çıkar. Özgürlüklerine aşırı düşkün, patavatsızlık derecesinde pratik insanlardır. Yay’ların yaşam çerçeveleri herhangi bir şekilde kısıtlandığı zaman, içsel bir biçimde alt üst olurlar.

Akılsızca risklere atılırlar. Yayların hayatı yeniliklere olan merakları ile karakterize edilebilir. Bilmedikleri şeyleri araştırıp, keşfetmeyi severler. Yaylar çok yönlü ve ayni anda ilgilenebilecekleri birkaç konu olduğunda mutlu olan kişilerdir. Kendilerini yorgun hissediyorlarsa, o konudan sıkılmış demektir.

Yay kadınları her zaman, her yerde görülen Polyanna’lardır. O heryerde yalnız yaşayacaktır. Gerçek şudur ki, O kalbi güven dolu bir çocuktur. Görünüşü o kadar saftır ki, kurtlara, tatlılıkta adam kandırma ustalarına ve şarlatanlara cesaret verir. Ne kadar akıllıca tartıştığını ve nasıl şaşırtıcı şekilde mantıklı olabildiğini bilemezsiniz. Kafası tartışma götürmez. Parlak ve zekidir ve herhangi bir tehlikeden kendini kurtaracak güçtedir. Ama kalbi savunmasızdır. Sık sık düşer ve yaralanır.

Yay’lar doğuştan savurgandırlar. Paraya hiç değer vermezler. Ve onlara bir doların ne demek olduğunu anlatmak epeyce zaman alır.

Sanatından bıkmadıkça, mesleğinin herşeyden önce geleceğini bilmelisiniz. Alkışların tatlı sesi kulaklarında çınlayan bis seslerinin heyecanı O’nun için sizin sıralayacağınız tüm büyüleyici romantik cümlelerden daha etkilidir. Seyahat perisi ona gezip dolaşma tutkusu vermek için her zaman yanıbaşında olacaktır. Yapabildiğiniz zaman siz de O’nunla birlikte tatile gidin. En iyi seyahat arkadaşıdır. Eğer birlikte gidemiyorsanız, bırakın kendisi gidip keyfine baksın…Döndüğünde bir sürü yeni fikirlerle gelecektir.

Yeri geldiği zaman duygusallığından yanına varılmaz. Yay kadınlarının çoğu mutfak işlerine bayılmazlar. Ama üzüntülü olduğunuz bir gün, sizi neşelendirmek için nefis bir kremalı tatlı yapabilir. Kendisinin de korkunç öfkeye kapıldığı zamanlar olacaktır. çok kırıldığı zaman, acı şekilde alaycı bir dil kullanabilir. Ancak daha cümlesini bile bitirmeden ne söylediğini unutur ve neden aklınızı bu söze taktığınızı da birtürlü anlayamaz. Çocukları herhalde O’na hayran olacaktır. O, çocuklarının yakın arkadaşı olacak ve onlarla sirk oyunu oynayacaktır. Hiç kimse konuklarını bir Yay gibi cana yakın bir şekilde ağırlayamaz.

Yay kadınının neşeli uyumlu arkadaşlığınında çöpcüden sizin amirinize kadar her sınıftan insana candan karşılandığını hissettiren bir özellik vardır. Yay kızının aslında neyse öyle kalmasına izin verdiğiniz ve kendisini eli kolu bağlı hissettirmediğiniz sürece yay burcundan Polyanna size üç ikramiye verecektir: sadakatini, güvenini ve sevgisini. Bu üçü birbirinden hiç ayrılmaz çünkü O sevgisini verdiği zaman arkadaşlığı da hemen onun yanıbaşında gider…


İşte ben buyum arkadaşlar…Ama bazen kimseyi üzmeyeyim derken, bir bakıyorum ki, bir sürü şeyden kendimce ödün veriyorum. Bunlar birike birike, öyle bir noktaya geliyor ki, artık hiç gözüm bir şey görmüyor ve en son noktayı koyup gidiyorum.
“Canım Ailem” dizisi evimizde televizyonun açılıp seyredildiği nadir programlardan birisi…Bir bölümde Feride’nin babasına hitaben yaptığı öyle güzel bir konuşma vardı ki….Kısaca, Feride, babasına, üç kızkardeşin babalarını üzmemek adına yıllarca doğruları O’ndan gizlediklerini, o üzülmesin diye hep kendilerinin üzüldüğünü, o üzülmesin diye çok istedikleri bir sürü şeyden kendilerini mahrum bıraktıklarını anlatmaya çalışmıştı. Bu konuşma beni o kadar etkilemişti ki…Hepimiz ne kadar, başkaları için, kendimizden ödün veriyoruz, değil mi?

Ben de geriye dönüp baktığım da aile içinde olsun, iş te olsun, aman onu üzerim, aman şimdi çok kırılır, aman böyle yaptığımı öğrenirse çok üzülür diye diye ne kadar kendimi kısıtladığımı, içimden gerçekten düşündüklerimi pek söyleyemediğimi görüyorum…Bütün bunlar yıllar geçtikçe, birikince, maalesef şimdi beni üzüyor…Çünkü hep neşeli, yüzü gülen, tartışmalar da pek sesi çıkmayan, hep orta yolu bulmaya çalışan Ece’yi görmeyen alışanlar, doğruları söylemek istediğimde, “kusura bakmayın, ben böyle olmasını istiyorum” dediğimde beni çok sert, acımasız buluveriyorlar…

Sevgili öğrencim ve şimdilerde arkadaşım Ayşe İspir geçen gece bana çok güzel bir söz söyledi ki…
” Ececi’ğim…Cevapsız sorulara cevap aramaya takılıp, içlerinde boğulup gidiyorsun..Cevapsız sorulara cevap aramak yerine, cevabını bildiğin işleri harekete geçirsen, enerjini bunlara harcasan, göreceksin, zamanla cevapsız sorulara da cevplar bulmaya başlayacaksın…” Çok teşekkür ederim Ayşe’ciğim…Bazı insanlar önüme tesadüfen çıkmıyor…Ayşe’de eminim hayatıma tesadüfen girmedi…Öylesine örnek alınacak bir insan ki…Her konuda olsun, kafam karıştığında fikrini alabileceğim nadir insanlardan birisi…Ne kadar şanslıyım ki, benim hayatımda bu gibi insanlar hep var…Darısı başınıza…

Nasıl karamsarım bugün değil mi? Yok, yok, bu ruh halim geçici…Yukarıda ki açıklamaya göre Yay burcu parlak zekalı ya, işte bende bir yolunu bulup kötü günlerden sıyrılırım, hiç merak etmeyin… Hayat felsefemi anlatan güzel bir hikaye ile özel konularımı bitiriyorum…Belki çoğunuz bu hikayeyi biliyordur ama ben bu hikayeyi her hatırladığımda, ilk okuduğumdaki gibi heyecanlanıyorum ve keşke herkes diğer insanlara bu kadar duyarlı olabilse, hayat ne güzel olurdu demekten kendimi alamıyorum. Kusura bakmayın, hikayeyi değiştirmiş olabilirim, nerede okuduğumu bile hatırlamıyorum…Hikayeyi bilenler varsa, ben, kendi sözlerimle ve aklıma kazınmış şekli ile anlatacağım.

“Bir hastane odası…Odada sadece bir pencere var, pencerenin kenarında ve pencereyi göremeyen öbür duvar kenarında olmak üzere odada iki yatak var. Duvar kenarındaki yatakta yerinden kalkamayan bir hasta yatıyor..Günün birinde pencere kenarındaki yatağa da bir hasta geliyor…Zaman geçtikçe, 2 hasta tanışıyor ve yataklarından sohbet ediyorlar.Duvar kenarındaki hasta o kadar karamsar, yaşamdan umudunu kesmiş ki, öbür hasta onun bu durumuna çok üzülüyor ve onu mutlu etmek için, pencereden göremediği şeyleri, o pencereye yakın olduğu için, ona aktarmaya başlıyor…Hergün sabah diyor ki:” Biliyor musun arkadaşım, dışarıda nefis bir hava var, bulutlar harika, hayat çok güzel, gökyüzü masmavi…” Ertesi gün: “Bak, bak, bak, önümüzdeki çimenlikte çocuklar koşuşuyor, hayat nasıl keyifli, rengarenk giyinmişler, kahkahalar atıyorlar.” Başka bir gün: ” Aaaa, bak çiçekler açmış, gördün mü arkadaşım, yaşamak herşeye rağmen çok güzel, doğa nefis, çiçekler, çimenler, mis gibi gökyüzü………” Hemen hemen hergün pencereden gördüklerini aktararak onu mutlu etmeye çalışıyor….Diğer hasta, önceleri arkadaşının anlattıkları ile kendine geliyor, daha iyi onu dinlemeye başlıyor, hatta arkasına yastık istiyor, yatakta doğrulabilmek için…Ama…bir süre sonra arkadaşını, onun göremediği şeyleri gördüğü için kıskanmaya başlıyor ve bu kıskançlık kısa bir zaman içinde de nefrete dönüşüyor. Velhasıl, birgün, pencere kenarındaki hasta, gece yarısı öksürük krizine tutuluyor, arkadaşından el kol hareketleri ile hemşireyi çağırmasını istiyor…Ama bizimkini kıskançlık öyle bir sarmış ki, ölürse onun yatağına geçip, tüm bu güzellikleri artık sadece o görebileceği için, arkadaşının aniden ölmesini diliyor ve hemşireyi çağırmıyor…Dileği yerine geliyor, arkadaşı ölüyor, hemen gece yarısı hemşireler, ölünün yatağını toparlıyorlar…Hemşire gelip bizim kalpsize soruyor: “Pencere kenarına sen geçmek ister misin?” Hevesle: “Evet, tabi ki.” diyor. Hemşireler yatağı yapıyorlar ve onu pencere kenarına taşıyorlar. Sabahı zor ediyor, uyandığında pencerenin perdesini bir açıyor ki dışarıda ne görsün? Boylu boyunca uzanan yan binanın tuğladan yapılma duvarı……..

İşte mutsuzken bile, başkalarına mutluluk vermek böyle bir şey….Şimdi, ben, güzel güzel, sizlerle dertleşirken nasıl boyama işlerine geçeceğim? Ama yukarıdaki hikayeden ders alırsak, kendi üzüntülerimi bir yana birakıp size yaptığımız güzel şeylerden bahsetmem lazım…..

Zaten onlara bakarken hemen kederlerimizi de unutacağımıza eminim….


Daha nice nice mutlu günlerde beraber olmak dileği ile….
Reklamlar

>FREE DECOUPAGE PICTURES

>

Tam ekran yakalama 06.02.2010 174405

12 Ocak’ta , Rabia Göksaltık, bana mail atmış…Neredeyse bir ay olacak, insan hiç mi hotmaillerine bakıp cevap yazmaz…Yapamamışım demek ki…Rabia’dan utancımdan sorusunu buraya taşıdım..Hem belki verdiğim cevaplar sizleri de ilgilendirir ..

Tam ekran yakalama 06.02.2010 174448

Çok sevgili dostlarım, hotmailim yerine bana blogdan her istediğinizi yazarsanız çok daha sevineceğim. Güzel sözlerinizi de, başkalarının görmesinden son derece mutluluk duyuyorum, hele tekniklerle ilgili sorularınızı buradan cevaplamam herkes için zannederim daha iyi….Şimdi saydım, sabahtan beri hotmailime gelen 22 mesaja cevap yazmışım…Gerçekten bu güzel mesajları blogda görmek isterim…

Gelelim Rabia’nın sorularına……
“Merhaba Ece hanım,
Her gun sizden yeni birşeyler görmeyi umarak blogunuzu açıyorum. Bugun eklediklerinizi gorunce cok mutlu oldum.Yeni çalışmaların hepsi de çok güzel. Herkesin ellerine sağlık.

Ben yine sizi sorularımla birazcık bunaltacagim. Müsait oldugunuz zaman blogtan cevaplarınızı takip ederim.

1. Ekmeklik yaptım. 3 boyutlu ve dekupaj çalışarak. İnanmayacaksanız ama başardım. sizin blogta ve tvde verdiğiniz bilgiler eşliğinde.
Yalnız ekmekliğin içini henüz boyamadım. Akrilik su bazlı boyayla boyadığımda herhangi bir problem yaratır mı? Koku gibi. Yoksa pvc tarzı kağıtlarla kaplama mı yapmalıyım? Cadence su bazlı akrilik boya kullanıyorum.Ve kullanacağım vernik türü ne olmalı? (içine gıda konacağı için)Yine elimde cadence su bazlı vernik var.

Rabiacığım, ellerine sağlık…Eminim, çok güzel olmuştur…Ekmekliğin içini su bazlı boya ile boyarsan hiç kokmaz…Daha sonra da su bazlı vernik atman gerekir…Zaten bu ürünler elinde varmış…Ben Cadence kullanmıyorum ama herhalde diğerlerinden pek farkı yoktur…Yiyecek ile temas edecek her yerde mutlaka su bazlı boya ve su bazlı vernik kullanmamız gerekiyor…Tüm işlemler bittikten sonra da birkaç gün kapaklarını açık bırakıp verniğin iyice kurumsaını beklersek kokusuda kalmayacaktır.

2.Ekteki resimde gordugum deseni maskeleme bantlarıyla mı yaptınız yoksa kumaştan fotokopi mi çekildi? Ben maskeleme bantlarla yapmaya çalıştım oldu ama çok vakit oluyor kolay yolu vardır diye umuyorum. (122-3)Rabiacığım, burada gördüğün ekose deseni bir peçeteye ait…Piyasada puantiyeli, ekoseli, çizgili bir sürü peçete satılıyor. Sende bizim yaptığımız gibi önce peçeteyi tüm olarak objeye yapıştırıp, daha sonra üzerine dilersen yukarıdaki çalışmamız gibi hamurla dekopaj yapıştırabilirsin.

3.Bir de hatırlatma amaçlı size ceviz renkli fiskos sehpamın rengini değiştirmek istediğimi soylemiştim. istediğim rengin resimlerini de gonderdim. O rengi elde etmek için kullanmam gereken teknik ve malzemeler konusunda yardımınızı bekliyorum.
Elimde kapatıcı var sizden aldığım onu fiskosa uyguladım. O resimleri de terkar maile ekledim.
Eveeett, bu renk nasıl yapılır acabaaaaa?????????Eğer boyayacağımız obje koyu renkse mutlaka kapatıcı sürmemiz gerekir..Çünkü burada görünen renk açık renk üzerine uygulanması gereken bir çalışma…Objemizi kapatıcı ile tüm kapattıktan sonra bir kaç gün kurumaya bırakalım. Şimdi, eğer yukarıdaki gibi kaçaağaç türü bir renk istiyorsak, objemizi bütün beyaza boyamamız gerekir…Obje tam bembeyaz olana kadar boyamaya devam edelim. Üstünü yağlı boya ile eskitmeye gelince….Bu gibi eskitmelerde bazı renkleri birbirine karıştırarak istediğimiz her rengi elde edebiliriz.Ben akçaağaç gibi eskitmeyi, “Raw Umber, Van Dyke Brown, Yello Ochre ve White” yağlı boyayı karıştırarak yapıyorum…Kuru kıl fırça ile beyaz boyanmış yüzeye azıcık bu karışımdan alıp iyice yedirmeniz lazım, ta ki yukarıdaki görüntü çıkana kadar…Aslında yağlı boya eskitme farkındaysanız çok blogdan yapmamaya çalışıyorum…Televizyondan daha çok anlatmaya gayret ediyorum çünkü izlenmeden yapılması zor bir teknik…Yağlı boya eskitmemiz bitince iyice kuruması için 4-5 gün bekliyoruz…Daha sonra da 2 kat sentetik vernik atıyoruz.

ilginiz için şimdiden çok teşekkürler
İyi akşamlar
Rabia”

Tam ekran yakalama 06.02.2010 174601

Bu arada söylemeyi unuttum mu acaba? Bu yazımdaki tüm resimler de benden size hediye…..Aslında siz daha çoğunu hakediyorsunuz…Eeeee, ne yapsak o zaman??? Bari tesadüfen bulduğum resim linkini olduğu gibi size armağan edeyim. En aşağıdaki linke tıklayıncanız…Bayılacaksınız….Yorumlarınızı bekliyorum.

Tam ekran yakalama 06.02.2010 172603

Ben, tabi, blog yapmaya başlayınca fotoğrafçılık sitelerini de download ettim ve resimleri yayınlarken, anlayacağınız üzere azıcık üzerlerinde oynayıp daha güzelleştiriyorum ama aşağıdaki linkteki tüm resimleri yapmama zaten zamanım yetmezdi, onun için tesadüfen bulduğum bu linki size olduğu gibi armağan ediyorum….Resimleri güzelleştirmekte artık size kalmış….İyi boyamalar…

(lütfen aşağıdaki linke tıklayınız.)
Yüksek çözünürlü Dekopaj Resimleri

Tam ekran yakalama 06.02.2010 172403

>HELLO SWEET FRIENDS!!!

>DSC_0011

Eveettt, en sonunda Ankara’ya döndüm ve inanın ilk işim, size yazı yazmak oluyor…En son yazımı 11 Ocak’ta yazmışım ve aradan 20 gün geçmiş ama sanki 3 aydır sizlerle görüşmüyorum gibi geliyor….
Neyse, hemen size eski bir sepeti nasıl yenileyebiliriz, adım adım göstermeye başlayayım…

Önce eski bir sepet buluyoruz. Eminim herkesin evinde bir yerlerde eski… kenara, bir köşeye terk edilmiş!! yalnız bir sepet vardır!!!Mesela yukarıda resimde görülen, atölyemizdeki eski kahverengi sepet gibi…..

Sepetimizin güzelce tozunu aldıktan sonra, istediğimiz renk akrilik boya ile boyamaya başlayalım.Boyayı hafif sulandırmamız gerekir, çünkü sepetin aralıklarına ancak o zaman boya ulaşabilir.

Tam boyanın rengi oluşana kadar her katı kurutmak koşulu ile boyamaya devam edelim.
Daha evvelden uygun gördüğümüz peçetenin desenini bir manikür makası yardımı ile keselim.Daha sonra peçetenin 3 katına kadar birbirinden ayıralım. Ayırdığımız en son katı, boyadığımız sepetin üzerine yerleştirelim.

Peçete tutkalı ve ince bir fırça yardımı ile sepetin üzerine yerleştirdiğimiz peçeteyi, üst kısmından yapıştırmaya başlayalım.Her zaman büyük parça peçete yapıştırırken, peçetenin ortasından dış taraflara doğru tutkalı sürerekyapıştırmanıza devam edin. Sepete peçete yapıştırırken, peçetemizi asla germemeliyiz.Sepetin örgüleri arasında boşluklar olduğu için , peçeteyi gerdiğimiz zaman yırtılacaktır. o yüzden peçeteyi sepet örgülerinin arasına hafif tıkıştırarak yapıştırınız.

Her zaman peçete veya resim yapıştırdıktan sonra mutlaka peçete veya resmimizin üzerine en az 2 kat kullandığımız yapıştırıcıdan koruma amaçlı sürelim. Daha sonra da 6-7 kat sprey vernik atarak kullanmaya hazır hale getirelim.

DSC_0006


Unutmayın, aslında, etrafımız bir sürü güzelliklerle ve alternatiflerle dolu…eğer görmeyi biliyorsak!!!
Kalın sağlıcakla….