>SHOW AND TELL FRIDAY BY ROMANTIC HOME

>

082

I am joining Cindy at My Romantic Home for show and tell Friday, with this beautiful green kettle…

I found it in a flea market last year and immediately brought it to the workshop and worked my favorite cow picture with modelling clay on it…I didn’t touch the color on it, green color was so lovely and it was distressed naturally!!!

Isn’t it adorable?

Then have a look at the other pictures of it…

080

077

IMG_1394
IMG_1509-1

Thanks so much for stopping by and I hope everyone has a wonderful Springy weekend.

Get out and enjoy the fresh air if the weather permits where you are.

Please drop me a note and let me know you came by.

Reklamlar

>HAYAT BÖYLE BİRŞEY!!!

>Hayatım boyunca, her konuda çok çabuk karar vermişimdir. Kısa bir süre önceye kadar hiç risk tanımazdım. Hele yeni yeni işler, projeler, evdeki, işteki ufak değişiklikler bana nasıl heyecan verir anlatamam.

Bu aralar neden böyle dalgın, mutsuz, kararsız, ne yapacağını bilmez haldeyim? Tabi ki, sebeplerini, yüreğimden biliyorum ama bunlara karşı herhangi bir harekette de bulunmak istemiyorum.

Bu aralar, kendi özel sorunlarımdan dolayı sizleri ne kadar ihmal ettim değil mi? Sakın bloga yazı yazmak istemediğimi sanmayın, ama anlarsınız ya, bazen hiç bir şey yapmak istemezsiniz…İşte geçen aylarda biraz öyle bir ruh hali içindeydim. Bunu aşmak için, inanın çok çabalıyorum. Biliyorum, hepimizin ufak veya çok büyük sorunları var.Aslında her ne kadar yarınımızı planlamaya çalışsak da, yarın, kendiliğinden olacağına varıyor.Ah, bunu tam anlamı ile idrak edebilsem ve herşeyi biraz zamana bırakabilsem…

Yay burcuyum. Ama öyle böyle değil, tam bir yay burcuyum. Bakın “Rezzan Kiraz ” beni nasıl tarif ediyor? Ben bile hayretle dinledim.Sanki, hiç tanımadığım bir kadın aynen beni anlatıyor…
Rezzan Kiraz Yay burcu kadının anlatıyor…

İşte başka bir sitede Yay için söylenenler…Bu kadar mı beni anlatır…

Kavrama yetenekleri gelişmiş olduğundan becerikliliklerinin de katkısı ile ele aldıkları her işte, özellikle ciddi işlerde ve felsefe konularında başarılı olurlar. Bu nedenle Yay Burcunu tanımlayan sözcük ‘Görüyorum’ dur. Yay burcu insanları içtenlikleri ve iyimser yaşam görüşleri ile tanınırlar.

Gençliklerinde dikkatsiz, heyecanlı ve geleneklere aykırı davranışlar içinde olsalar da, geçmiş yanılgılarından en çok ders alan kişiler bu burçtan çıkar. Özgürlüklerine aşırı düşkün, patavatsızlık derecesinde pratik insanlardır. Yay’ların yaşam çerçeveleri herhangi bir şekilde kısıtlandığı zaman, içsel bir biçimde alt üst olurlar.

Akılsızca risklere atılırlar. Yayların hayatı yeniliklere olan merakları ile karakterize edilebilir. Bilmedikleri şeyleri araştırıp, keşfetmeyi severler. Yaylar çok yönlü ve ayni anda ilgilenebilecekleri birkaç konu olduğunda mutlu olan kişilerdir. Kendilerini yorgun hissediyorlarsa, o konudan sıkılmış demektir.

Yay kadınları her zaman, her yerde görülen Polyanna’lardır. O heryerde yalnız yaşayacaktır. Gerçek şudur ki, O kalbi güven dolu bir çocuktur. Görünüşü o kadar saftır ki, kurtlara, tatlılıkta adam kandırma ustalarına ve şarlatanlara cesaret verir. Ne kadar akıllıca tartıştığını ve nasıl şaşırtıcı şekilde mantıklı olabildiğini bilemezsiniz. Kafası tartışma götürmez. Parlak ve zekidir ve herhangi bir tehlikeden kendini kurtaracak güçtedir. Ama kalbi savunmasızdır. Sık sık düşer ve yaralanır.

Yay’lar doğuştan savurgandırlar. Paraya hiç değer vermezler. Ve onlara bir doların ne demek olduğunu anlatmak epeyce zaman alır.

Sanatından bıkmadıkça, mesleğinin herşeyden önce geleceğini bilmelisiniz. Alkışların tatlı sesi kulaklarında çınlayan bis seslerinin heyecanı O’nun için sizin sıralayacağınız tüm büyüleyici romantik cümlelerden daha etkilidir. Seyahat perisi ona gezip dolaşma tutkusu vermek için her zaman yanıbaşında olacaktır. Yapabildiğiniz zaman siz de O’nunla birlikte tatile gidin. En iyi seyahat arkadaşıdır. Eğer birlikte gidemiyorsanız, bırakın kendisi gidip keyfine baksın…Döndüğünde bir sürü yeni fikirlerle gelecektir.

Yeri geldiği zaman duygusallığından yanına varılmaz. Yay kadınlarının çoğu mutfak işlerine bayılmazlar. Ama üzüntülü olduğunuz bir gün, sizi neşelendirmek için nefis bir kremalı tatlı yapabilir. Kendisinin de korkunç öfkeye kapıldığı zamanlar olacaktır. çok kırıldığı zaman, acı şekilde alaycı bir dil kullanabilir. Ancak daha cümlesini bile bitirmeden ne söylediğini unutur ve neden aklınızı bu söze taktığınızı da birtürlü anlayamaz. Çocukları herhalde O’na hayran olacaktır. O, çocuklarının yakın arkadaşı olacak ve onlarla sirk oyunu oynayacaktır. Hiç kimse konuklarını bir Yay gibi cana yakın bir şekilde ağırlayamaz.

Yay kadınının neşeli uyumlu arkadaşlığınında çöpcüden sizin amirinize kadar her sınıftan insana candan karşılandığını hissettiren bir özellik vardır. Yay kızının aslında neyse öyle kalmasına izin verdiğiniz ve kendisini eli kolu bağlı hissettirmediğiniz sürece yay burcundan Polyanna size üç ikramiye verecektir: sadakatini, güvenini ve sevgisini. Bu üçü birbirinden hiç ayrılmaz çünkü O sevgisini verdiği zaman arkadaşlığı da hemen onun yanıbaşında gider…


İşte ben buyum arkadaşlar…Ama bazen kimseyi üzmeyeyim derken, bir bakıyorum ki, bir sürü şeyden kendimce ödün veriyorum. Bunlar birike birike, öyle bir noktaya geliyor ki, artık hiç gözüm bir şey görmüyor ve en son noktayı koyup gidiyorum.
“Canım Ailem” dizisi evimizde televizyonun açılıp seyredildiği nadir programlardan birisi…Bir bölümde Feride’nin babasına hitaben yaptığı öyle güzel bir konuşma vardı ki….Kısaca, Feride, babasına, üç kızkardeşin babalarını üzmemek adına yıllarca doğruları O’ndan gizlediklerini, o üzülmesin diye hep kendilerinin üzüldüğünü, o üzülmesin diye çok istedikleri bir sürü şeyden kendilerini mahrum bıraktıklarını anlatmaya çalışmıştı. Bu konuşma beni o kadar etkilemişti ki…Hepimiz ne kadar, başkaları için, kendimizden ödün veriyoruz, değil mi?

Ben de geriye dönüp baktığım da aile içinde olsun, iş te olsun, aman onu üzerim, aman şimdi çok kırılır, aman böyle yaptığımı öğrenirse çok üzülür diye diye ne kadar kendimi kısıtladığımı, içimden gerçekten düşündüklerimi pek söyleyemediğimi görüyorum…Bütün bunlar yıllar geçtikçe, birikince, maalesef şimdi beni üzüyor…Çünkü hep neşeli, yüzü gülen, tartışmalar da pek sesi çıkmayan, hep orta yolu bulmaya çalışan Ece’yi görmeyen alışanlar, doğruları söylemek istediğimde, “kusura bakmayın, ben böyle olmasını istiyorum” dediğimde beni çok sert, acımasız buluveriyorlar…

Sevgili öğrencim ve şimdilerde arkadaşım Ayşe İspir geçen gece bana çok güzel bir söz söyledi ki…
” Ececi’ğim…Cevapsız sorulara cevap aramaya takılıp, içlerinde boğulup gidiyorsun..Cevapsız sorulara cevap aramak yerine, cevabını bildiğin işleri harekete geçirsen, enerjini bunlara harcasan, göreceksin, zamanla cevapsız sorulara da cevplar bulmaya başlayacaksın…” Çok teşekkür ederim Ayşe’ciğim…Bazı insanlar önüme tesadüfen çıkmıyor…Ayşe’de eminim hayatıma tesadüfen girmedi…Öylesine örnek alınacak bir insan ki…Her konuda olsun, kafam karıştığında fikrini alabileceğim nadir insanlardan birisi…Ne kadar şanslıyım ki, benim hayatımda bu gibi insanlar hep var…Darısı başınıza…

Nasıl karamsarım bugün değil mi? Yok, yok, bu ruh halim geçici…Yukarıda ki açıklamaya göre Yay burcu parlak zekalı ya, işte bende bir yolunu bulup kötü günlerden sıyrılırım, hiç merak etmeyin… Hayat felsefemi anlatan güzel bir hikaye ile özel konularımı bitiriyorum…Belki çoğunuz bu hikayeyi biliyordur ama ben bu hikayeyi her hatırladığımda, ilk okuduğumdaki gibi heyecanlanıyorum ve keşke herkes diğer insanlara bu kadar duyarlı olabilse, hayat ne güzel olurdu demekten kendimi alamıyorum. Kusura bakmayın, hikayeyi değiştirmiş olabilirim, nerede okuduğumu bile hatırlamıyorum…Hikayeyi bilenler varsa, ben, kendi sözlerimle ve aklıma kazınmış şekli ile anlatacağım.

“Bir hastane odası…Odada sadece bir pencere var, pencerenin kenarında ve pencereyi göremeyen öbür duvar kenarında olmak üzere odada iki yatak var. Duvar kenarındaki yatakta yerinden kalkamayan bir hasta yatıyor..Günün birinde pencere kenarındaki yatağa da bir hasta geliyor…Zaman geçtikçe, 2 hasta tanışıyor ve yataklarından sohbet ediyorlar.Duvar kenarındaki hasta o kadar karamsar, yaşamdan umudunu kesmiş ki, öbür hasta onun bu durumuna çok üzülüyor ve onu mutlu etmek için, pencereden göremediği şeyleri, o pencereye yakın olduğu için, ona aktarmaya başlıyor…Hergün sabah diyor ki:” Biliyor musun arkadaşım, dışarıda nefis bir hava var, bulutlar harika, hayat çok güzel, gökyüzü masmavi…” Ertesi gün: “Bak, bak, bak, önümüzdeki çimenlikte çocuklar koşuşuyor, hayat nasıl keyifli, rengarenk giyinmişler, kahkahalar atıyorlar.” Başka bir gün: ” Aaaa, bak çiçekler açmış, gördün mü arkadaşım, yaşamak herşeye rağmen çok güzel, doğa nefis, çiçekler, çimenler, mis gibi gökyüzü………” Hemen hemen hergün pencereden gördüklerini aktararak onu mutlu etmeye çalışıyor….Diğer hasta, önceleri arkadaşının anlattıkları ile kendine geliyor, daha iyi onu dinlemeye başlıyor, hatta arkasına yastık istiyor, yatakta doğrulabilmek için…Ama…bir süre sonra arkadaşını, onun göremediği şeyleri gördüğü için kıskanmaya başlıyor ve bu kıskançlık kısa bir zaman içinde de nefrete dönüşüyor. Velhasıl, birgün, pencere kenarındaki hasta, gece yarısı öksürük krizine tutuluyor, arkadaşından el kol hareketleri ile hemşireyi çağırmasını istiyor…Ama bizimkini kıskançlık öyle bir sarmış ki, ölürse onun yatağına geçip, tüm bu güzellikleri artık sadece o görebileceği için, arkadaşının aniden ölmesini diliyor ve hemşireyi çağırmıyor…Dileği yerine geliyor, arkadaşı ölüyor, hemen gece yarısı hemşireler, ölünün yatağını toparlıyorlar…Hemşire gelip bizim kalpsize soruyor: “Pencere kenarına sen geçmek ister misin?” Hevesle: “Evet, tabi ki.” diyor. Hemşireler yatağı yapıyorlar ve onu pencere kenarına taşıyorlar. Sabahı zor ediyor, uyandığında pencerenin perdesini bir açıyor ki dışarıda ne görsün? Boylu boyunca uzanan yan binanın tuğladan yapılma duvarı……..

İşte mutsuzken bile, başkalarına mutluluk vermek böyle bir şey….Şimdi, ben, güzel güzel, sizlerle dertleşirken nasıl boyama işlerine geçeceğim? Ama yukarıdaki hikayeden ders alırsak, kendi üzüntülerimi bir yana birakıp size yaptığımız güzel şeylerden bahsetmem lazım…..

Zaten onlara bakarken hemen kederlerimizi de unutacağımıza eminim….


Daha nice nice mutlu günlerde beraber olmak dileği ile….

>DERİN HANIMLARA BUYURMAZ MIYDINIZ?

>

Tebrikler İffetin Günlüğü…..

Ne güzel bir duyguymuş, tanımadığım birine hediye vermek…..Eeee, şimdi İffet’in benle haberleşmesini beklemem lazım…Umarım hemen bana adresini yazar da, yılbaşından evvel kendisine hediyemi ulaştırırım….

Hediye işi de bittikten sonra, normal blog hayatıma döneyim ve sizi çok çok güzel bir ev gezmesine davet edeyim dedim.

Sevgili Derin Hanım…
Galiba 5 yıldır tanışıyoruz…Hatırladığım kadarı ile Arcadium Alışveriş Merkezi’nde, yaptığımız bir sergide annemle tanışmışlar…Annemle tanışan bir hanım, hiç kursa yazılmadan ayrılabilir mi sergiden acaba?
Ah, birdakika….Derin Hanım’a döneceğim ama bir dakikalığına annemden, Sevinç Hanım’dan bahsetmem lazım….Şimdi sevgili dostlarım…Hizmet sektöründe verilen bütün kişisel gelişim derslerinde temel kural şudur: (hani bu aralar çok moda ya, “Yaşam Koçluğu Dersleri”……., yaklaşık 20 senedir hizmet sektöründe ve hep çok iyi yerlerde çalıştığım için, o kadar çok “müşteri nasıl iyi hissettirilir” dersi aldım ki….)….nerde kalmıştık, evet, daha iyi bir yaşam, daha iyi hizmet, daha iyi bir insan olmak için temel kural şudur:

Her insana, sanki önlerinde, “Bana kendimi çok iyi hissettir” tabelası asılıymış gibi davranacaksın….

İşte hiç bu gibi kurslara gitmemiş olmasına rağmen, annem bunu hep çok iyi yapan biridir. En karamsar anınızda bile tesadüfen çarşıda, restoranda, markette onun yanına düşerseniz, mutlaka sohbet edecek bir konu bulur ve inanın, karamsarlığı bir kenara atıp gülümseyerek hatta kahkahalar atarak, yolunuza devam edersiniz…O yüzden annemin eline düşmüşseniz, hayatta, kursa yazılmadan sizi bırakmaz…Herşey için çok sağol canım anneciğim….Tabi, aynı evde yaşayınca ve her iki karakter de oldukça baskın olunca bizim evde neler oluyor, varın siz düşünün ama yok, yok….Bu koca dünyada, hep iyiliğimizi isteyen, ne yapsak , onların gözlerinde en iyi, en güzel, en mükemmel, en kahraman olduğumuzu düşünen, bir tek kim var sizce?...Annelerimiz…..

İşte Derin Hanım ve arkadaşları da annemden kurtulamadılar!!! ve kursa yazıldılar….Yazılış o yazılış….. 5 senedir, (yoksa 6 sene mi oldu??)

sevgili Derin hanım,
sevgili Türesin Hanım
sevgili Meltem Hanım sevgili Selda’cık sevgili Defne’cikatölyemizdeki en değerli dostlarımızdan birkaçı….Herşey için çok teşekkürler….

Derin Hanım bizi ” Hoşgeldin 2010″ partisine çağırdı…Nefis yemekler yedik, (ben de “ailenin fotoğrafçısı”), bol bol resim çektim, hep beraber sohbetler ettik……Zaten böyle güzel buluşmalar, böyle özel günler olmasa hayat dümdüz geçip gidiverecek……

Sizi resimlerle ve Derin Hanım’ın güzel evi ile başbaşa bırakıyorum…..

Resimlerdeki ahşap boyamalar, tüm etamin işlemeler, goblenler, porselen boyamalar, Derin Hanım tarafından yapılmıştır.






























































>HELLO LADİES 3

>

Tam ekran yakalama 12.10.2009 212801

Yukarıdaki resmin nasıl yapıldığını anlayabildiniz mi?
Tam ekran yakalama 09.12.2009 200831
Ya bu noel babanın nasıl yapıldığını…….?

Ya da bunların?


Bütün bu resimler birer STENCIL şablonu…Ne kadar güzeller değil mi? Ben bir stencil hastasıyım, herşeyi stencil ile süsleyebilirim…Maalesef Türkiye bu konuda çok kısır…Eskiden Delta markası Türkiye’ye getirilirken meğer ne kadar şanslıymışız…Artık Türkiye’ye hemen hemen hiç güzel stencil gelmiyor, zaten en ucuz ve güzel stencilleri üreten Delta markası da çoktan kapandı…Biz atölye olarak arada yurtdışından stencil istiyoruz ama çok pahalıya mal oluyor…

Mesela aşağıdaki stencil yaklaşık 100$’a mal oluyor…

Yukarıdaki stencili yaklaşık 5 sene evvel Amerika’dan internet aracılığı ile satın aldım ve çeşitli yerlerde kullandık…Hatta Angora Evleri’nde Bilim Teknik dergisinin genel yayın yönetmeninin evindeki banyo dolaplarının tüm kapaklarını bu stencil ile süsledim..Maalesef hiç resim çekmemişim. Ama aynı stencili daha sonra Beyhan kullanmıştı.. Neyse ki, Beyhan’ın dolabının bir resmi var…


Yurdışında fırçaları olsun, yapıştırıcıları, boş kağıtları, stencil kesicileri bile her yerlerde satılıyor..Ahhhh, burada ancak elimizdekilerle yetiniyoruz…Laf aramızda ellerinde o kadar bol imkanlar olsa da, yabancılar bile bizim blogda yaptıklarımıza feci şekilde hayranlar…Atölyemle bir kere daha gurur duyuyorum…

İsterseniz şimdi atölyede yapılan stencil örneklerine bir göz atalım…Dikkatle incelerseniz, aslında 8-9 stencilin etrafında dönüp duruyoruz ama yine de güzel şeyler yapabilmişiz…Siz ne dersiniz?













Gelen mesajlara binlerce kez teşekkürler…


Sevgili Ebru
‘nun dediği gibi (aslında yılbaşı hediyesi benim yaptığım küçücük bir hediye) yorum bırakmanız için hediye vermeme gerek yok, her zaman öyle güzel şeyler yazıyorsunuz ki….Hediye sadece biraz ortamı neşelendirmek ve heyecanlandırmak için keyifli bir vesile…”Sevgili Ebru‘cuğum….., nasıl koltuklarımı kabartan, kalbime yumuşacık dokunan bir söz söylemişsin… “Türkiye’nin Donna Dewberry’si olur musunuz?” diyerek…Bu sözünü uzun zaman unutmayacağım…Güzel yanaklarından çok çok öpüyorum…

Sevgili Zeynepmeltem…..Bana hitaben, “Varlığıyla arkadaşlarının ve blog takipçilerinin hayatına renk katan bu özel insan…”diye başlayan o güzel yazı için seni öpüyorum……Ahh, çok mahçup oluyorum, canım Zeynep‘ciğim, senin ağzından böylesine değerli bir sıfatı duyabilmek için ne yaptım acaba? Çok çok teşekkür ediyorum.

Herkesin ama gerçekten taaaa yüreğimin derininden söylüyorum, herkesin yazdıkları benim için çok çok değerli….

Sevgili Sevgi Saygı, geçenlerde bana muhteşem bir mektup yazmış.”Ece hanım, bizi uzun zaman susuz bırakmayın” demiş (Bu mektubu da uzun zaman unutmayacağım, her canım sıkıldığında açıp derin bir nefes alarak tekrar tekrar okuyorum…Sevgili Sevgi Saygı, sizi de o güzel yanaklarınızdan mutlulukla öpüyorum…Mektuptan öyle etkilendim ki, o şevkle 2-3 gündür, sizleri susuz bırakmamaya çalışıyorum…

Bu gece, yatağımda, üşenmeyip bana yolladığınız güzel mesajlarınız sayesinde aşağıdaki kız gibi uyuyacağım.

Tam ekran yakalama 09.12.2009 222147

Tam 3 saattir blog yazısı yazıyorum…

Tüm sorularınıza yarın cevap vereceğim.

İyi geceler…

Tam ekran yakalama 09.12.2009 220913

>"CEPA ALIŞVERİŞ MERKEZİ "ANILARI

>HAH1510_1B

Her gün acele ile bütün işlerin arasında eve geldiğimde ya da atölyede hanımlarla ders yaparken, iki arada bi derede ne yapıyorum dersiniz? Blogdaki, sizden gelen enfes yorumları ve atolyebeyaz@hotmail.com’a gelen öneri, sipariş ve güzel sözlerinizi okuyorum…Daha sonra ağzım kulaklarımda…, yüzümü bir gülümseme kaplıyor ve çok mutlu bir şekilde günüme devam ediyorum….her gün sizlere cevap yazamasam da, inanın her gün kalbim sizlerde…

Önce yarın sabahki KanalB‘yi hatırlatayım…

Arkadaşlar, bu programın tutulmasını çok istiyorum…Ekim başı programı bitireyim diye düşündüm ama sağolsunlar, Bizbize yapımcıları bir türlü beni bırakmadılar… Ekim itibari ile kurslar başladığı için benim bu proram için bayağı fedakarlık etmem gerekiyor…Mesela program yüzünden, pazartesi sabahları ders isteyenlere maalesef sınıf açamadım…Ayrıca, karşılıksız olarak her hafta sadece yarım saat olan program için tüm atölyece oldukça çok zaman ayırmamız gerekiyor…Her program sonrası Mehtap, Yasemin ve bize yardım eden tüm çok sevdiğimiz arkadaşlarımız yarım kalan objeleri bir sonraki programa hazırlıyor, eğer gerekiyorsa yeni obje tasarlayıp onun alt yapısını boyuyor, fotokopiler çekiliyor, programa götürülecek eşyalar için sepetler hazırlanıyor, neredeyse tüm bir gün bunlarla uğraşılıyor…Ben ise her pazartesi sabahı 6.00 kalkıyorum…Canlı yayın olduğu için KanalB erkenden beni atölyeden alıyor…Programda size gösterebileyim diye, yeni objeleri, boyalı eşyaları yani anlayacağınız her seferinde bir sürü eşyayı sabah o saatte atölyeden KanalB stüdyosuna taşıyorum…Belli bir saat evvelinde orada olmamız gerekiyor, kuaför, makyaj derken program başlıyor…Karşılığında herhangi bir para almıyorum… (çok soran oluyor da!!!) Program bitince de en az yarım saat harcayarak, eşyalarımı toplayıp atölyeye dönüyorum.İşte bu yüzden yaptıklarımıza değsin istiyorum ve programı seyredenlerin artmasını çok arzuluyorum… İstiyorum ki, atölyemize ulaşamayan herkese ahşap ve dekoratif boyama konusunda yardımcı olabileyim, bildiklerimi paylaşabileyim…Sizlerden tek isteğim, ilgilenen herkese, programı bizzat anlatmanız…Böylece bir bakarsınız ileride daha güzel, tek başına programlar yapmaya başlayıp daha çok kişiye ulaşabiliriz….

Her zaman tüm söylediğiniz güzel yorumlar için binlerce teşekkürler….

Öncelikle gelen yorumları hep takip ediyorsanız ve ingilizceniz varsa, yabancı ülkelerden gelen yorumları utlve biraz da hayretle okuyorum… Yaptıklarımızı nasıl beğeniyorlar…Aslında gerçekten realistik düşününce de farkediyorum ki, bizim kadar dekoratif, her evde kullanılabilecek, el emeği ile yapılan bir obje hiçbir yerde yok gibi…Zaten öyle bir şeylere rastladığımda da hemen favori sitelerime ekliyorum ki sizler de haberdar olasınız….Mesela “Mosaic Monday” yorumları muhteşem…Gerçekten bunları öğrencileriniz mi yapıyor diye soruyorlar, bir türlü bu gibi işlerin derste yapılabileceğine inanmıyorlar… Hah, birden aklıma başka şey geldi…Dün Cepa’dayken, stand’da, bendeniz 20.00-22.00 nöbetindeyken şık bir hanım yanaştı -zannederim daha evvelden de etkinliği gezmiş ve bizi incelemiş – bana dedi ki: ” Gerçekten bu ürünler Ankara’da mı yapılıyor, canım doğru söyleyin, bazılarını ithal ediyorsunuz değil mi?” Şaşırdım, gülümsedim. “Gerçekten biz yapıyoruz, hatta bazıları öğrencilerimizin” dedim…Hala pek inanmayarak baktı.. “O zaman siz galiba yurtdışından Ankara’ya yeni taşındınız” dedi…”Hayır ama 20 sene evvel 2 sene İngiltere’de eğitimime devam ettim” dedim ama konuşma hoşuma gitmeye başladı…Bizi çok tebrik etti ama hala inanmayan gözlerle, broşürümüz elinde, yanımdan ayrıldı…

Madem laf döndü dolaştı Cepa’dan açıldı..İşte size Cepa’ya hazırlanış ve Cepa fotoğrafları…

Önce atölyede 2 gün içinde hummalı bir çalışma başladı…
Eksikler hemen tamamlandı….

Gece yarılarına kadar çalışıldı!!!!!
Ve Çarşamba gecesi 23.00 sularında Cepa’ya gidildi…
Sabaha karşı 2.00’ye kadar beklenildi ve yerleşildi…..
Her zamanki gibi en büyük yardımcımız sevgili Münir Ustamız….


Mehtap tutturdu, beni böyle resmedin diye….En nihayet yerleşildi……






En sevgili arkadaşım yine bizimleydi….oğlum CAN…
Galiba broşür dağıtmaktan azıcık sıkılmış!!!!
Atölyemizde yağlı boya resim dersini veren çok sevgili Şükran İstanbullu‘nun enfes bir tablosu….



Sevgili Kurdele Nakışı öğretmenimiz Nihal.
Nihal’in dersinde yapılan muhteşem bir kurdele nakışı tablosu……

Nihal’i boş bulunca atölyede kağıt kestirdiğimizde oluyor tabi…Herşey için teşekkürler sevgili Nihal….
Aaaaa, bende bir aralar kurdele nakışı yapmıştım ve bir sergimizde sergilemiştim….Nerede bakayım o resim?
İşte burada…..
Ve sergide satılmıştı……
Neyse Cepa’ya geri dönelim…

Emeği geçen herkese çok teşekkürler…

Esas tüm Cepa’nın yükünü çeken sevgili Işınsu’ya binlerce kez teşekkürler…Eeeee, böyle güzel bir kız bizi orada temsil etmeliydi değil mi sevgili arkadaşlar…..


>Ankara Cepa’da ATÖLYE BEYAZ

>

Size Cepa’daki müzik ve sanat etkinliğinden resimler gönderiyorum….
Bütün yazdıklarınıza çok çok teşekkür ediyorum…..
En kısa zamanda görüşmek üzere…..



>Yarın sabah KanalB’deyim…

>Belki unutmuşsunuzdur diye hatırlatma yapmak istedim…Artık her Pazartesi 9.00-9.35 arası KanalB’de “Bizbize” programındayım…Canlı yayında size boyama öğretiyorum. Geçen hafta yeni sezona başladık ve ben en başından, en basit haliyle “cam, metal, kumaş veya ahşap nasıl boyanır” anlatmaya başladım. Her hafta kaldığım yerden devam ederek başladığım objeleri diğer hafta bitirmeye çalışacağım…Seyretmek istediklerinizi, sorularınızı bekliyorum. İnternet canlı yayın adresi www.kanalb.com.tr/canli.php


Arılı kapı asacağımızı sevdiniz mi? Ne kadar şirin değil mi? Peki kim yaptı dersiniz bu güzel çilekli, arılı kapı süsünü?Sevgili Mehtap‘ımızın biricik kızı Işınsu…..Ellerine sağlık Işınsu….